CUMHURiYET DERGi (Mart 2002)
İstanbul'u boyayacağım / Gaye Güzelay
Sitenin adı: www.bebelerebalon.com
Fatoş bir çocukluk fotoğrafından yola çıkarak yarattığı kahramanları,
"Grafiler"i bu sitede konuşturuyor.
-Sözlük nedir?
"Bilmediğimiz bir anlam var içinde"
-Sıkışık nedir?
"Mesela bir insan öldü, hastaneye götürücen, hem de arabayla ümraniye
gitceksin arabalar dolu birbirleriyle çarpılıyor ona sıkışık diyor."
-Edepsiz nedir?
"Edepsiz kardeşlerimiz vardır. Annemiz onu bir yere götürmez,
o edepsizlik yapar."
Yukarıdaki sorular, 8-10 yaş arasındaki bir grup çocuğa yöneltilmiş.
Cevaplar, onların hayatı nasıl algıladıklarını gösteriyor ama en önemlisi,
bu cevaplar biz yetişkinleri güldürüyor.
"Küçük Sözlük" kitabı işte bu amaçla yazılmış: "Ben eğlenmesem
de olur, sen eğlen de, sen iyi hisset de!"
Kitabın fikir annesi Fatoş bir mizahçı. Kendi deyimiyle, "yaptığı
işe çok yakın, absürd bir şekilde" sürekli, işten çıkarılan bir
çizer.
şimdilerde kendi internet sitesi www.bebelerebalon.com aracılığıyla
takipçilerine ulaşıyor.
Sitesi yeni uyandığında çekilmiş bir çocukluk fotoğrafından esinlenerek,
bilgisayar ortamında oluşturduğu tiplemeleri Grafiler'in yaşadığı,
rengarenk bir dünya. Tıkladığınızda, gülmek için bir sürü nedeniniz
olacak!
Yeni tanıştığınız biri mesleğinizi sorduğunda ne dersiniz?
Ben, "Fatoş'um Ben" diyorum. Mesleğimi sorduklarında mizahçı,
karikatürcü diyorum, "Komiğim ben" diyorum.
Sen polis misin nesin, ne çok soru soruyorsun. (Gözü kayıt cihazına
takılıyor) Kayıtta mıyız hala? Ben çok kıllanıyorum, böyle kameralar
falan bir şeyler çalışınca.
Küçük Sözlük projesi nasıl ortaya çıktı?
O, çok büyük bir sözlük aslında. Şimdi devamına hazırlanıyorum.
İkinci ve üçüncü kitap da çıkacak, yeni kelimelerle. Ablam öğretmendir,
sınav kağıtlarını getirdi bir gün. "Uzay ne demek?" diye sormuş,
cevap: "Git git bitmeyen yere uzay denir." Ertesi gün bir sürü
soru hazırladım, bilim adamı, atom bombası ne demek falan diye. Kameramı
da aldım, gittik. İlk önce çocukları eğlendirdim, biraz rahatlattım.
Ondan sonra saldırıya geçip testleri verdik önlerine. "Çikolata
nedir?" diye sormuşum. "Kakaoyu büsküüte sürttürünce çikolata
olur" diye yazmış. "Bakkal eşyasıdır" demiş biri. "Bilim
adamı, film adamıdır" gibi inanılmaz manyak şeyler yazmışlar.
Çocuklar inanılmaz şapşallar ve iyiler. Böylelikle televizyonun, çocukların
hayal dünyasını nasıl etkilediğini de öğreniyoruz. O tarafı da psikiyatrları
ilgilendirir herhalde. Bir çok insanın ilgilenebileceği bir kitap
oldu ama ben mizah yönüyle ilgileniyorum. Onlar beni güldürdüler.
Büyük Sözlük için devlete bağlı huzurevlerinden izin çıkmadı. Özel
bir yaşlılar evi arıyorum. 55-60 yaş üstü insanlarla çalışıyorum.
Acele etmiyorum, çok yoruldum çünkü. Geliri olur mu olmaz mı bilmiyorum,
ama param olunca yapacağım. Bunları sadece gülmek için yapıyorum.
Grafileri çizmek nereden aklınıza geldi?
Sergi için baskılarımı yaptırırken bir arkadaşım, "Yuvarlaktan
ne yapılır diye 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi, meğer Grafiler yapılırmış"
dedi. İlk gözlerle ortaya çıktı.
1991 Üniversite'de okurken yeni uyandığımda çekilmiş bir çocukluk
fotoğrafımdan esinlenerek çizdim. Sonra seramikleri çıktı, diploma
projesi olarak yapmak aklıma geldi. Daha sonra Yeni Yüzyıl gazetesi
falan derken, kocaman, geniş bir aile oldular.
Dosyamı alıp gazeteye gittim, Salih Memecan'ın odasına gönderdiler.
Memecan, 20 gün sonra "Yeni Yüzyıl'ın arka sayfasında başlıyorsun"
dedi.
Bu tesadüf, o çizginin; nasıl denir, "çok mükemmel oluşundan!"
(Övünmüyor, sadece gülüyor...)
Amica Dergisinde çalıştım. Alkışlar programında çizgi animasyonlar
yaptım. Bir yandan televizyonda metin yazarlığı, program yapımcılığı
derken Leman'a geçtim. Artık çalışmalarımı internette, bebelerebalon.com
internet sitesinde devam ettiriyorum.
Grafiler iyi not aldılar mı?
Sınıf birinciliğini bir puanla kaçırdım. Öyle denir ya, hep bir
şeyleri bir puanla kaçırırsın ya hayatında, öyle bir şey oldu o da.
İkinci olarak bitirdim bölümü.
Karikatür çizmeye nasıl başladınız?
Bu çocukluğumdan gelen bir şey. Çocukluğumdan beri elimden kağıt
kalem düşmez, ama o kadar beceriksiz bir ressamım ki! İşte, kafaları,
elleri falan oturtamıyorum. Şöyle söyleyeyim, Picasso'nun resimleri
gibi -Kötülemiş gibi oluyorum ama...- kötüdür desenim.
Kübik çizerdim sürekli. Ortaokulda arkadaşlarıma Şüküfe, Pakize gibi
isimler verirdim. Şimdi böö! Dediğimiz espriler, ama o yaşta gülerdik
tabii. Ortaokulda aktif çizmeye başladım. Ders kitaplarına karikatürler
çizerdim, kitapların köşelerine animasyonlar yapardım. Sonra Mr.Veb'le
(Plastip Şov Ekibi) tanıştım. Üniversitem de çok uygundu bu konuda.
Öyle devam etti işte. Yaşadığım çevre de beni karikatüre itti diyebilirim.
Neden bilgisayarda çizmeyi tercih ediyorsunuz?
Aslında buna tembel işi diyorum. Elimi attığımda bütün malzemeler
önümde olmalı, yok kalemi nerden bulayım, yok silgi neredeydi böyle
bir sıkıntı olmamalı... Bu da bilgisayarda mümkün.
Photoshop Programını da kullanmaya başladıktan sonra zaten gerisi
geldi.
Günlük hayatınızda nasıl birisiniz?
Sanki tersten yaşıyormuşum gibi... Cümleleri tersten kuruyormuşum,
amuda kalkmış yürüyormuşum gibi bakıyorum hayata. Sokağa çıktığımda
herkes benim üstüme yürüyor, ben onların tersine yürüyorum sanki.
Herşey tersine gidiyor. Gerçekten komik, benim yapımdan herhalde,
annem ya da ablam, "Doğru düzgün konuşamayacak mıyız seninle" derler
hep. Ciddiye almıyormuşum gibi. Ama aslında o kadar çok ciddiye alıyorum
ki.
Kahredercesine de üzülürüm herşeye ve çok önemserim. Ne bileyim yaşam
tarzım espri, gülmek, eğlendirmek.
Ben eğlenmesem de olur, sen eğlen de, sen kendini iyi hisset de...
Şu son iki aydır da evden dışarı çıkmıyorum, ciddi anlamda asosyal
yaşıyorum. Sadece bisiklete binmek için dışarı çıkıyorum. Çok fazla
televizyon seyretmiyorum da.. Ab-Slide gibi zayıflama aletlerinin
reklamları gibi şeyler var ya, onları acayip takip ediyorum. Bir alet
vardı adını hatırlamıyorum, cildi germek için. Kadının suratına aleti
tutuyorlar. Bakın ne güzel diyor. Böyle suratı geriliyor kadının,
titriyor falan. O kadar komik ki, böyle maskara ediyorlar kendilerini...
Hiç tatil yapamıyorum dediğiniz oluyor mu?
Ben de bir ara tatile çıkarsam ne olacak diye düşünmeye başladım.
Hiç tatil olmayacak bence, hayatım boyunca. Geçenlerde "Uyan Fatoş
uyan, yazıları yenilememişsin" diye mail geldi. Çok güzeldi, "Ne
oluyor annecim" dedim. 380 üye ve ben birlikte yaşıyoruz evde.
Bilgisayarda çizmeniz eleştirilmiş bir ara...
Orijinali nerede bunun, dendi. E orijinallari de bende, ben olmasam
öyle bir şey olamaz ki. Hiç kabullenemiyorum bunu. Elimde tuttuğum
şey de kalem, çizdiğim yer de kağıt, öyle bakıyorum artık. Çünkü bir
esprisi yok. Kağıt kalem de aynı. Eskizlerimi yapıyorum oraya. Ben
olmasam zaten onlar da olmaz. Orijinalleri benim onların.
Neden çizgilerinizde çocukları çok fazla kullanıyorsunuz?
Çocuklar çok şapşallar ve o kadar güzel ki onların hayal dünyası.
Ben çocuk gibi düşünebilmeyi çok isterim, onlar gibi resim çizebilmeyi.
Çok klasik laflar ama biri güneş yap dediğinde, ev yap dediğinde,
onlar gibi çizebilmenin o kadar özlemini duyuyorum ki.
Şimdi çocuklar çok rahatlar, istediklerini söylüyor, istedikleri hatayı
yapıyorlar.
Biz hata yaparsak kötü oluyor, ama değil mi?
Böyle işte, bu yüzden çok seviyorum çocukları.
Mail adresinize gelen tepkiler nasıl?
E-Mailleri yayınlamaya başladım. Saygısızca hiçbir şey gelmiyor.
Benim çok korktuğum birşeydir, kadın olarak kendini kötü hissettirecek
laflar duymak istemezsin. Mesela Almanya'dan Can adında bir çocuk
yazıyor. Okumak için kısa bir süre önce gitmiş Almanya'ya. "Fatoşçuğum,
Türkiye'ye dönmem bir daha diyordum ama senin gibi insanların olduğunu
düşününce tekrar ülkeme dönmek istedim. Senin sayfalarınla güne başlıyorum"
diyor.
Sıcacık şeyler geliyor, bu çok güzel işte. Oradaki herkes, sanki ben
onları tanıyormuşum gibiler.
Samimi olurken de dikkat edeceksin, konuşurken birşeyleri korumaya
çalışacaksın. Büyük, küçük, aynı yaşta, hiç farketmez. Komşularımın
çocukları neredeyse hergün bendeler. Benim 4 yaşındaki çocuğa gösterdiğim
saygıyı kimse birbirine göstermiyor bugün.
Site hangi yaşlara hitap ediyor?
1928 doğumlu bir üyem de var, 4-5 yaşlarında olanlar da. Hani
sitedeki dandirik oyunlar var ya, çocuklar onlar için geliyorlar.
Çok hızlı çalışırım, belli oluyordur belki, ama hepsi sallama. Çok
çabuk tüketiliyor zaten. Ben de tüketiyorum, yaptığım şeylere geri
dönüp bakmam bile. Kendimi takip etmeden hızla yürürüm. Her gün yeni
bir şeyler ekliyorum siteye.
İnternette mizah fikri nasıl ortaya çıktı?
Yaptığım işe çok yakın, çok absürd bir şekilde sürekli işten çıkarıldım
ben. Bir yerde maximum altı yedi ay çalışabildim. İnternete de hırsla
geçtim galiba. Şimdi kendi dergimi çıkarıyorum ve şu anki işimden
kimse çıkaramayacak, ben istemedikçe.. Grafiler'le ilgili çok daha
büyük projelerim var. İnsanların evlerinde kullanım eşyası da olsun
istiyorum.
Diğer mizah sitelerini takip ediyor musunuz?
Her sabah bilgisayarımı açtığımda ilk olarak kendi sitemi kontrol
ederim, bir problem var mı diye. Daha sonra günlük gazeteleri okurum.
Sonra da yurtdışındaki mizah sitelerine girerim. Bunlar olmasa zaten
ne renk, ne de dünyayı takip etme konusunda beslenebilirim. Doymuyorum
ki zaten. Durduramıyorsunuz, öğrenmek bitmiyor çünkü.
Ben neden site yapıyorum? Ulaşmak istediğim yer Avrupa, Amerika. E
nasıl gideceğim oraya: İnternetle. Hergün İngiltere'deki, Almanya'daki
okurum mail atıyorsa bana, ben oraya gittim demektir. Onlar da buraya
geliyorlar. İşte budur internet! Nasıl anlattım ama?
Türkiye'de internet yoluyla mizah yapanların durumu ne?
Hepimiz açız, ölüyoruz hepimiz.. he he.. O, insanın kanına işliyor
bir süre sonra. O, benim parmaklarımdan biri, avuçlarımın içi, üçüncü
kolum gibi. Mizaha tutkulu olmak gerek. Mizah tutkunuysan eğer, bunun
interneti falan yok. Cem'in yaptığı gibi sahnede de, diğer mizahçı
arkadaşlarımın yaptığı gibi dergilerde de yapabilirsin. Sen öldüğün
anda üretimin durur, ama çizgilerin yaşayacaktır.
Bir de İstanbul'un sokaklarını boyamak istiyormuşsunuz...
Uiy, onu nereden duydun!
Sanat tarihi okurken Botiçelli'nin motifleriyle sokaklar falan yapmışlar.
Pop-art sokaklar. Miro'nun sokakları falan var, renk renk. Binaların
dış taraflarına şişko şişko yaptıkları şeylerin fotoğraflarını hatırlıyorum.
Rölyef tasarlayın derlerdi bize. Böyle denince, çiçekler böcekler
değil de daha renkli şeyler görmek istiyorum galiba. Ben Nisan'ın
kokusuna bayılırım. Ağustos, Eylül geldi mi ağlamaya başlarım. Hep
güneş doğmalı, renkli olmalı. Sokakların boyanması fikri de buradan
çıktı. Bildiğimiz çizgi tipleriyle sokakların kaplı olması çok güzel
olmaz mıydı? Her bir sokakta bir tipin adı, bir tipin sokağı. Çünkü
İstanbul Kültür Başkenti. Böyle şeyler yapmalı artık. Çok zor bir
şey değil ki...
|